Bildiğiniz üzere yakın zamanda Adalet Bakanlığının tepe yönetiminde çok önemli değişiklikler oldu. Bakan Yılmaz Tunç’un yerine göreve başlayan yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek ve akâbinde Adalet Bakanı Yardımcılığına getirilen Abdullah Aydoğdu, Burak Ceyhan, Can Tuncay ve Sedat Ayyıldız ile mükemmel bir kadro oluştu. Hatta ben biraz daha ileri giderek acaba alt kadrolarda da önemli değişiklikler olacak mı diye bekledim; beklediğim şekilde genel müdürlük ve daire başkanlığı kadrolarında da yıllardır arzulanan değişiklikler gerçekleşti.
İşin doğrusu ben bu değişimi sadece önemli bulmuyor, bir o kadar da sevindirici buluyorum. Neden derseniz bir defa Akın Gürlek ismini orada görmek başlı başına harika bir gelişme olarak tarihe geçmiştir.
Kimdir Akın Gürlek?
O sadece İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı değildi; aynı zamanda kimsenin düğmeye basmaya cesaret edemediği operasyonları başlatan ve yürüten isimdi. Tam da bu sebeple onun Bakanlığa getirilmesi yarası olanları çıldırttı. Cumhuriyet savcısından Bakan olur muymuş diye ipe sapa gelmez eleştirilere şahit olduk. Halbuki kendisi Adalet Bakanı Yardımcılığı da yapmıştı. Altını tekrar çiziyorum: Akın Gürlek’ten rahatsız olan tayfa yarası olanlardır!
Sayın Gürlek’i sevip desteklememin kendimce özel nedenleri de var. Mesela vaktiyle FETÖ’nün üstüne giden en kararlı isimlerden biriydi. Biriydi dememe bakmayın, hâlâ öyledir. Biliyorum ve görüyorum ki yeni FETÖ operasyonları da peşi sıra gelmektedir. Milletçe FETÖ’yü gündemden düşürdüğümüz bir esnada FETÖ’ye taviz vermeyen birinin en tepe noktaya gelmesi son derece mühimdir.
Malumunuz olduğu üzere öncülüğünü yaptığım Fetullahçı Terörle Sivil Mücadele Platformu ve bu platformun resmi uzantısı niteliğindeki Toplumsal Adalet ve Yardımlaşma Derneğinin başlıca hedefi FETÖ’cü teröristlere dünyayı dar etmek idi. Bunu ne kadar başarabildik, takdir halkındır ancak böyle mücadelelerde Akın Gürlek gibi bir Bakanın varlığını bilmek apayrı bir güven kaynağıdır. Dolayısıyla Sayın Gürlek’in en büyük destekçisi de elbette ben ve benim gibiler olacaktır.
Tam da Bakan Yardımcılarından bahsedeceğim derken Akın Gürlek’in üstün başarıları bir bir aklıma gelmeye devam ediyor. Gülistan Doku mevzunu zikretmeden geçmek olur mu? Ah Gülistan Doku ah, neler etmişler sana… Düşündükçe o çelimsiz vücut, gariban çehre, yalnızlık, güçsüzlük, kimsesizlik geliyor aklıma. Bunların aksine her türlü gücü elinde bulunduran zalim bir klik ise zavallıyı hunharca öldürüp yok etmişler. Ne uğruna? Hiç uğruna! Şimdi Sayın Gürlek’in bu cinayet dosyasını tekrar açıp hiç tavizsiz üzerine gitmesi sadece Gülistan Doku’nun değil onun temsil ettiği tüm garibanların, tüm faili meçhullerin de ruhlarını şâd etmeyecek mi? O yüzden şu mevzu bile son derece önemli bir gelişmedir.
Tabi bunları sıralayıp söylerken ister istemez önceki yönetimlerle de bir karşılaştırma yapıyor insan. Ama o tarafları çok deşmeden sadece basit bir örnekle aradaki farka dikkat çekmek istiyorum. Sayın Yılmaz Tunç zamanında her ne meslek yapıyor olursa olsun yirmi yıl kıdemi olan ve bir şekilde hukuk fakültesi diploması almış olanlara sınavsız arabulucu olma hakkı getirilmiş olması sınavla arabulucu olanları yani tüm arabulucuları tabiri caizse delirtmişti. Zira bir hukukçunun kendisiyle ilgili büyük bir hukuksuzluğa vereceği ilk haklı tepki delirmektir, ifrit olmaktır. Büyük hazırlıklar ve fedakârlıklarla öğrenci gibi çalışıp didinip, paralar harcayıp sınava girip sonra da çarpık sınav yönetimlerine göğüs gererek arabulucu olmayı başaranlar ile hiçbir alın teri olmayanlara sırf yüksek yargı mensubu, hatırı var, gönlü kırılmasın, herkes gibi oturup sınava çalışmasın diye korkunç bir ayrımcılık eseri arabulucu olanlar bir midir? Evet, maalesef önceki Adalet Bakanlığı yönetimine göre bunlar bir tutuldu. Yılmaz Tunç demek bir yerde haksızlık demek oldu. Belki örnekler çoktur ama sadece bu örnek bile aradaki farkı anlatmak için yeterlidir diye düşünüyorum.
Elbette altın bir çağdan bahsediyorsak sadece Adalet Bakanının kendisinden bahsetmek olmaz. Yardımcıları da üstün başarıları ile öne çıkmış birbirinden değerli kişilikler.
Özellikle Sayın Can Tuncay’a anlı şanlı bir parantez açmak istiyorum. Kendisini yakînen tanıdığım Can Tuncay, FETÖ ile mücadele deyince sadece yargı özelinde değil ülke genelinde ilk akla gelen isimlerdendir. Kendisinin yargı etiğiyle ilgili kitabını bilmeyen de yoktur, beğenmeyen de yoktur. Tarihte İlginç Davalar diye bir kitabı daha var bende, son derece ilgiyle okuduğum başka bir eser. Daha başka böyle araştırmaya dayalı birçok önemli eseri bulunuyor. Demek istediğim, olay sadece FETÖ ile mücadeleden ibaret değildir; “mesleki temayüze” de altını kalınca çizerek dikkat çekmek istiyorum. Değerli hukukçu Can Tuncay’ın ismini bundan sonra çok daha fazla başarılarla birlikte duyacağımıza hiç kuşkum yok.
Hakeza aynı durum diğer yeni bakan yardımcıları ve yeni üst düzey Bakanlık bürokratları için de geçerli. Adalet Bakanlığının yeni dönemine neden altın çağ dediğimi ve neden bu kadar önemseyip sevindiğimi sanırım artık daha iyi anlamışsınızdır.
Adalet Bakanlığının yeni yönetimini tebrik ediyor, her yönden hiç tereddütsüz desteklediğimizi belirtmek istiyor ve başarı odaklı çalışmalarında kolaylıklar diliyorum.
Muhammed GÖMÜK
Araştırmacı Yazar

