Neslihan Aydin BATOK

Neslihan Aydin BATOK

İnşaat Mühendisi-Yazar
[email protected]

MODERN GERİLEŞME

18 Nisan 2021 - 17:24

Şaşkınlık içinde kaleme alacağım bu yazımda, üzülerek İzmir Mimarlar odasını tefe koyacağım. Bunu yaparak belki de mesleklerinin ve oda olarak edindikleri misyonun ne olduğunu hatırlarlar diye ümit ediyorum.
Konu nedir?
Konu; 30 Ekim 2020 İzmir depreminde hasar görmüş ve yetkililer tarafından ‘Orta Hasarlı’ olarak belirlenmiş Büyük Şehir Belediye binası için düzenledikleri, şartlarına ve içeriğine anlam veremediğim yarışma.
Talihsiz bir yarışma içeriği diyorum.
Neden mi?
Çünkü vakti zamanında (1966) yine mimarlar odası tarafından yapılan bir yarışmada birinci seçilen, yapısal özelikleri bir kamu kurumu için bile yeterli ömre sahip olmayan ve 6,6 olarak kayda geçmiş depremde bile hasar gören binanın korunması gerektiğini söylemeleri talihsiz.
 Öne sürülen sebep ise; “Kentin kamusal hafızasında yakın çevresi ile birlikte kurduğu ilişkinin korunarak devam etmesini sağlamaktır.”
Kent’e sordunuz mu bunu?
Kaç kişi “Bu binayı görmezsek bunalıma gireriz” dedi ya da der?
Kaç kişi durup bu bina için “Şuna bak! Yaradana gurban, ne güzel şeyler yaratmış, tü tü maşallah” dedi ya da der?
Biraz dürüst olalım!
Tasarımı yapan mimarlarımı eleştirmiyorum. Ellerine, kollarına sağlık. Bulundukları döneme göre sıradanın bir tık üstünde bir tasarım. Böyle söylerken dalga geçiyormuşum gibi oluyor. Kusura bakmayın. Dalga geçmiyorum. Fikrimi beyan ediyorum.
Üzülerek belirtmek (Bu yazıda çok kullanacağım bir terim, yani çok üzüleceğim daha) isterim ki, tasarım; hantal, monoton, görsel zevkleri doyuramayan ve çağımızda zerre kadar ilgi çekmeyen özelliklere sahip. Mimari tarihi irdeleyen biri bile mimaride monoton kelimesinin anlamını bilir. Hatta yapılarda monotonluktan kurtulmak için zamanın mimarları kontrast detaylar kullanmıştır. Yani Türkçe meali; sen bakarken sıkılma diye heyecan yaratan bir detay eklemiştir.
Peki, bahsi geçen yapı yeterince monoton değil midir? Estetik açıdan tek numarası; dış cephede taşıyıcı olmayan dekoratif koloncuklar. Başka nesi var bizi büyüleyecek?
Şimdi Mimarlar odası diyecek ki “Ama tarihi eser”
Demeyin!
Lütfen demeyin!
Gerçek manada tarihi eser olan yapılara hakaretten içeri atılırsınız.
Mimar Sinan’ın en değersiz eseri bile bu yapının yanında şaheser kalır. Kendi çağının olumsuz şartları altında, hayata geçirilmesi imkânsız denecek yapılar yapmış ve o yapılar nice depremlerde sapa sağlam ayakta kalmış.
Bırakın 70 yılı 700 yılda bile  ‘orta hasarlı’ tespiti konulmamış hiçbir yapısına! (Tabi burada yapının mimarı değil yapının inşaatını yapan mühendisler sorumludur)
Peki ya yarışma şartları ve ödüller?
İçler acısı! Dokunmayın. Ağlarım…
Özet geçeyim; Yarışma sadece mimarlık bölümünde okuyan öğrencileri kapsıyor. Tamam, bunu anlarım amaç öğrencilerin önünü açmak ama bu da İzmir gibi önemli bir şehrin kaderini henüz eğitimini tamamlamamış kişilerin eline bırakmak demek değil midir?
Evet, öğrencileri de kapsamalı ama herkese açık olmalı. Gerekirse yarışmaya katılmak isteyen öğrencilere fon sağlanmalı. Böylelikle mesleği elinde ve maddi durumu iyi olan mimarlarla eşit şartlarda yarışabilsinler.
Gelelim ödüle.
Komik…
Birinciye 9.000,00 TL.
Diğerlerini söylememe gerek yok.
Bugün bir programla 2 boyutlu bir plan çizmek bile 9.000,00 TL’den daha fazla tutar.(Bkz. Birim fiyatlar cetveline)
Ayrıca bu planların çıktıları, sunumları falan… Bunları saymıyorum bile.
Önerim; yarışmaya katılacak kadar güzel fikirleri olan öğrencileri seçip, hepsine en az 9.000,00 TL vererek, yarışma için hazırlanma desteği sağlamak. Ödülün de en az 50.000,00 TL olması.
Ama yok! Asla böyle bir şey yapmazlar. Öğrencilerin tasarımlarını ucuza kapatmak varken!
Şimdi gelelim Tunç Başkan’ın söylemine.
     Bir kez daha vizyonunu ortaya koymayı başarmış ve “İzmir Büyükşehir Belediye binasını depremden bu yana kullanmıyoruz. Yaptırdığımız incelemede binamız az-orta hasarlı çıktı ve güçlendirilerek kullanılması önerildi. Ama biz bunu tercih etmiyoruz. Binayı yıkıp yerine tarihi Hükümet Konağı ile bütünleşen sembolik bir başkanlık ve meclis binası yaparak kalan alanı Atatürk Meydanı'na katacağız” diyerek, doğru bir pencereden baktığıma emin olmamı sağlamıştır.
Yenileme fikrimiz aynıdır. Evet. Fakat detaya inersek Tunç Başkan’ımıza şunları önereceğim;

  1. Yerine yapılacak yapı postmodern değil futuristik olmalıdır.

  2. Modern mimariye artık İzmir gibi modern bir şehirde öncülük eden bir yapı olmalıdır.

  3. Şehre gelecek olan, gerek yerli gerekse yabancı turistlerin bu binayı görme arzusunu uyandıracak bir tasarım olmalıdır.

  4. İzmir denilince akla gelen bir yapı olarak hafızalara kazınmalıdır.

  5. Dünya genelinde birçok şehirde örnek yapılar vardır. Bunlar şehrin simgesi olmayı başarmıştır. Bazıları binlerce yıl önce yapılmış yapılar olurken bazıları da yakın zamanda yapılmasına rağmen şehrin simgesi olmaya hak kazanmıştır. İzmir merkezinde ise maalesef saat kulesi dışında bu bahsi geçen niteliklere sahip tarihi bir yapı bulunmamaktadır. Saat kulesi de yapısı gereği bu misyonu taşıyacak özelliklere sahip değildir.

  6. En önemli detay bu maddede; “TEK” olmalıdır. Yani, madem elimizi taşın altına koyacağız, öyle bir şey yapalım ki, dünyada bir benzeri olmasın. Bilimin, teknolojinin, tüm imkânlarını kullanarak, öyle bir yapı inşa edelim ki, sadece sıra dışı bir yapı değil, emsalsiz olsun. Hedefimiz bu olursa, ulaşamasak bile şuan ki hedefin çok daha ötesinde buluruz kendimizi.


 Ölçümüz mevcudu korumak değil. Ölçümüz ‘her şeyi yık yenisini yap’ da değil. Ölçümüz gerektiğinde yenilikçi olmaktır!

Sıra ‘BUNDAN BANA NE?” kısmında.

Ben bilirkişi miyim?
Elbette ki hayır.
Biraz bilgisi, biraz vizyonu ama çok hevesi olan bir mühendisim.
“Mimar bile değilmiş” dediğinizi duyar gibiyim. Bu dar görüşünüzü rica etsem rafa kaldırır mısınız, hatta mümkünse ayağına taş bağlayıp denize atar mısınız?
Ben, yıllardır İzmir için şehri simgeleyen bir yapıya ihtiyaç var diye haykıran bir İzmirliyim. Aynı zamanda mesleğini olabildiğince iyi icra etmeye çalışan bir inşaat mühendisi. Ama tasarım yetisini de kullanmak isteyen bir insan. Bu konuyla alakalı böyle tanımlayabilirim kendimi. Bu yazıyı yazmamda iki sebebim var; biri bencil diğeri İzmircil bir nitelik taşımakta.

Bencil olan;

Üniversite yıllarımdan beri futuristik bir yapı var hayalimde. ŞEKİL DEĞİŞTİREN BİNA.
İmkânsız mı? Hayır.
Emsalsiz mi? Kısmen.
Şekil değiştiren başka yapılar yapıldı benim hayalimin başladığı zamanlardan sonra ama mantık olarak aynı olsa da görsel olarak benzeri olmayan bir tasarım fikrim var. Sadece bunu 3 boyutlu ortama animasyon olarak taşıyacak imkâna sahip değilim. Belki çalıştığım kurum olan Menemen Belediyesinin Belediye Başkanı Aydın Pehlivan Bey ve İzmir Büyük Şehir Belediye Başkanı Tunç Soyer Bey’in destekleri olursa, bu hayalim hayal olmaktan çıkar ve hayatın içinde yer alan bir yapı olarak şehrimizi temsil eder.
İhtiyacım olan ise donanımlı bir ekip, İnşaat mühendisi, mimar (3 boyutlu animasyon yapabilen), Makine mühendisi (Hareketi sağlayan sistemler için teknik bilgiye sahip) Bu ekibin hizmet bedellerinin kurumlar tarafından karşılanması hedefime ulaşmam konusunda önemli bir adım.


İzmircil olan;

Ben ya da bir başkası, önemli değil. Yeter ki İzmir güzel bir yapının önderliğinde hafızalara kazınsın. İsterim ki; yelken şekli gördüklerinde insanların aklına Burj El Arab’ın geldiği gibi İzmir’i temsil eden bir yapımızın olması.
Bu kısmı açıklama yaparak kirletmek yerine, dünya çapında örneklerin görsellerini koyarak renklendirmeyi tercih ederim.

 Burj El Arab


Bund Finans Merkezi


World Desney Opera Binası, Dans Eden Ev, Weisman Sanat Müzesi


Opus


Daha niceleri…

Şimdi ben susayım, Atamız son sözü söylesin.
“Medeniyet yolunda başarı, yenileşmeye bağlıdır”
Atamızı dinlemeye hasarlı binamızı ve hasarlı düşüncelerimizi değiştirerek başlayalım mı?





Teknik bilgi: Bir binanın güçlendirme işlemi bazen o binayı yeniden yapmak için çıkan maliyetten daha fazla olmaktadır. Burada kıyaslanan; benzer bir yapının yeniden yapılma maliyetidir. Yaratıcı ve futuristik bir yapı daha maliyetli olabilir ama bırakacağı etki maliyetine değecektir.
Şehri temsil eden bir yapının bıraktığı etkiyi bizi üzecek ve herkesin bilmediği bir örnekle anlatayım.
New York şehrindeki Özgürlük Heykeli!
Özgürlük Anıtı ilk olarak 1860'larda,  Osmanlı İmparatorluğu yönetimindeki Mısır’ın Hıdiv’i Said Paşa’nın Süveyş Kanalı inşası için imzaladığı antlaşmanın gereği olarak Süveyş Kanalı’ndaki Port Said Limanı’nın girişine konulmak üzere planlanmıştı.
Ancak dönemin Osmanlı Sultanı Abdülaziz tarafından peşinatı ödendiği halde dikilen heykelden ötürü yerel huzursuzluk çıkacağı endişesiyle, Kavalalı soyundan Hidiv İsmail Paşa planlanan yere inşasını istemedi. Heykel ardından Paris'te bir depoya kaldırıldı.
Bu olaydan 20 yıl sonra 1885'te Fransa hükümeti ABD ile olan iyi ilişkilerinin bir göstergesi olarak büyük bir heykel yaptırmak istediğinde yine aynı heykeltıraş Frederic Auguste Bartholdi'in kapısı çalındı.
Hazır durumda olan heykel depodan çıkarılmış, heykeltıraş Bartholdi ve Gustave Eiffel (Eyfel kulesinin mühendisi) birlikte çalışarak bazı değişikliklerle heykeli yenilemiş ve New York sahilindeki Liberty Adası’na yerleştirmişlerdir.

YORUMLAR

  • 0 Yorum