Cumhur BULUT

Cumhur BULUT

MHP İzmir İl Başkan Yardımcısı / Şair-Yazar
[email protected]

Yeni İtilaf Devletleri Partileri İle Hangi Mutabakat?

14 Nisan 2022 - 09:03

(Tayfun Maro Üstadın yeni milli mutabakat arayışımız açısından kaleme aldığı yazılarına bir katkı).

Çığırından çıkmış bir zaman bu.
Ey kör talihim benim!
Bana düşmez olaydı dünyayı düzeltmek”… (Hamlet-William Shakespeare) (1)

William Shakespeare’ in Hamlet’ini seviyorum. Kürşad’a benzetiyorum O’nu… Aslında hikayeleri de aynı. Neyse…

***

Dünya denilen şu zeminde (sayı vermeyelim ama) mutlu azınlıklarla mazlum çoğunlukların arasındaki fark yerlerle gökler arasındaki fark kadar…

“Çığırından çıkmış bir zaman bu” diye haykıran Hamlet ne kadar da haklı.

Mekân da zaman da insanlığımıza yakışmayan kahrolası acılarla yüklü…

Değişir mi pekiyi bu zaman ve mekân?

Ya da değişirtirilebilinir mi bu kahpe düzen?

Değiştirebilenler çıkar mı?

***

İyi de ne var bu dünyada, neden değişsin ki?

Ortalama bir ABD’li, İngiliz, Alman, Suudi Arabistanlı, BAE’li veya Belçikalı için bu dünyada olagelenler bir şikâyet ve ızdırap konusu mudur? Neden değiştirmek istesin ki onlar dünyayı?

Bir Ukraynalı, Venezüellalı, Yemenli, Suriyeli, Afrikalı, Iraklı, Libyalı veya bir Türk için nasıl bir dünyadır burası? Yaşanan sömürü, vahşet ve acılar nasıl ortadan kalkar, kim kaldırabilir bunu, buna kimin gücü yeter?

Aslında yukarıdaki iki cümle meselenin taraflarını kabaca belirliyor. Belirliyor belirlemesine lakin meseleyi de çözümlemiyor.

“Sorumluluk hissedenindir.” Diyerek burada biraz nefeslenelim…

***

YÜZ YILLIK MİLLİ MUTABAKAT

İsterseniz biz kendi hikayemize ya da kendi rüyamıza bakalım…

Türkler yani Türk Milleti dünya üzerinde iddiası olan bir -tek- insan topluluğudur. Havasından mı suyundan mı, yoksa toplumsal genlerinden mi bilinmez. Bu toprakların insanlarının böyle bir potansiyeli vardır?

Batının, yani sömürgenlerin vahşetine karşı direnen, bu direnişle birlikte istiklal için yeni şeyler söyleyen ve yine bağımsızlığı için baş kaldıran sadece Türklerdir… Tamam tamam biraz daha tevazu gösterelim; dünyadaki sömürü düzenine karşı çok güçlü ve kapsayıcı bir milli mutabakatla milli direniş sergileyebilen ilk millet Türklerdir…

Ve o mutabakat, Atatürk’ün dehası, gerçekçiliği ve akılcılığı ile buluşarak bir hareket noktası oluşturmuş ve zafere ulaştırılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de bunu şöyle ifade etmiştir;

“Ben, 1919 yılı Mayıs’ında Samsun’a çıktığım gün elimde maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin soyluluğundan doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu milli kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün kesinlikle bir güneş doğacağına, bunun sıcaklık ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.”

Kendi ifadelerinden de anlaşılacağı üzere Türk Milletindeki istiklale yönelik mutabakat azmini Atatürk icat etmemiştir. Atatürk bu milli akdi 1919 ve 1923 yılları arasındaki kısacık dönemde de inkişaf ettirmemiştir. Burada görmemiz gereken “fikri, vicdani, dini, dilî, tarihi, harsi vb. kuşatıcı değerlerin yani zaten var olan millet gerçeğinin oluşturduğu “milli mutabakatın” o günlerde de canlı bir “hakikat” olmasıdır.

Hem bu öyle yüksek nitelikli bir mutabakattır ki, “millet gerçeği ile birlikte içinde vefa ve kardeşlik hukuku yaşatan azınlıkları dahi ayırmadan milli bütünlüğün mütemmim cüzleri olarak kabul eder”.

Fakat bundan yüz yıl önce gerek İstiklal Harbi sırasında gerekse de Cumhuriyetin kurulduğu dönemlerde “Milli Mutabakata” düşman olan ve Sömürgen Batının kucağında büyütülen iki ayrı akım vardır. Siyasal ümmetçiler ve etnik bölücüler… Bu iki akım, daha önceki yazılarımızda ifade etmeye çalıştığımız “iç cephemizin” (2) de en büyük düşmanları olmuşlardır.

Dikkat edersek bugün dahi birlikteliğimizi yani ulusal bütünlüğümüzü aynı ölçüde zorlayan, örseleyen ve tehdit eden yine Batının kucağındaki aynı siyasal Ümmetçiler ve Etnik ayrılıkçılardır!

Yani yüzyıl sonrasında da değişen bir şey olmamış ne kucak değişmiş ne de kucaktakiler; “Ne oluyor! Türkiye Cumhuriyeti’nin çatısı bir çökerse biz Yemen’dekilerden, Irak’takilerden ve Suriyeliler’den farksız oluruz! O çatı bir çökerse bize sahip çıkacak hiç kimseyi bulamayız!” diyememişlerdir.

Peki, yüzyıl sonra bile değişen bir şey olmadıysa Cumhuriyetimizin ikinci asrında yeni milli mutabakat söylemimiz nasıl olacaktır?

Azgın kapitalizm ve kan-emici liberalizm karşısında yeni bir dünya kurulurken elbette İsmet Paşamızın da dediği gibi; “Yeni bir dünya düzeni kurulur, Türkiye de orada yerini alır.” Alacaktır da… Amaaa! Kimlerle ve nasıl?

***

ALTI-YEDİ PARTİ HANGİ MUTABAKAT

Geçtiğimiz günlerde ülkemizde “esasen” ve “usulen” birbirinden çok farklı altı siyasi parti tek bir gaye(!) ile birleşip bir mutabakat metni açıkladırlar.

Bu metni hazırlayan siyasi partilerin biri “Siyasal Ümmetçi” SP, diğeri ki gizli özne konumundaki Etnik Bölücü-Ayrılıkçı HDP’dir…

Diğerlerine gelince CHP için, “Neo-liberal, HDP yanlısı, Sosyal Faşist, Kapitalist ve aynı zamanda halkçı” tanımlamalarının hepsini yaparken; İP için de yine Bölücü Selahattin Demirtaş’ın kahvaltı Salonu işletmecisi, Dada’cı (yok yahu Renancı mıydı yoksa?) ve oportünist bir tanımlama yapmak mümkündür.

Paket Mutabakatın diğer partilerine gelince Gelecek Partisi, ulusal bir duruş sergileyemediği gibi adının da Kürtçe Serok Ahmet olarak anılmasından başka bir alamet-i farikası bulunmamaktadır. Eh Deva Partisi ise bir partiden ziyade bir batı kulübü görünümünü andıran dış temsilcilik özelliği hemen gözümüze çarpıyor.  DP’mi? onu da siz söyleyin her şeyi de bizden beklemeyin canım…

Görüldüğü gibi bu partilerin gayrı milli yapıları, siyasal ümmetçiliği, etnik ayrılıkçılarla birlikteliği ve arkalarına aldıkları ABD ve AB desteğinden başka hiçbir hususiyeti bulunmamaktadır. İşte biz de onlara sırf bu yüzden Yeni İtilaf Devletleri Partileri diyoruz…

Zaten bu mutabakat metni beklenen heyecanı oluşturmadığı gibi Millet İttifakına karşı şüpheleri de artırmıştır. Çünkü metni kaleme alanlar arasında yüzyıl öncesinin Atatürk düşmanlarının yeni temsilcileri; Emperyalist Batının kucağında büyütülen siyasal ümmetçiler ve etnik ayrılıkçılar vardır.

Son olarak bu metin için “Batının ağuşundakilerce (3) hazırlanan ve deklare edilen ve gerçek gayelerini gizleyen bir ambalaj niteliği taşımaktadır” dersek pek de yanlış olmaz…

Dipnotlar:

 

  1. Hamlet’ ve Kürşad’ı birbirine o kadar çok benzetiyorum ki… İkisi de talihsiz birer Prens. Omuzlarında devletlerinin ve milletlerinin sorumluluğu, kalplerinde ise acı.
  2. Türkiye’de İç Cephe, Milli Birlik-Ulusal Varlık https://www.egedesonsoz.com/yazar/baslik/16947
  3. Ağuş: Kucak

YORUMLAR

  • 0 Yorum