Sayın Külünk, sizi Fetullahçı Terör Örgütü’ne (FETÖ) karşı dik duruşunuzla tanıyor ve takdir ediyoruz. Türkiye’nin FETÖ mücadelesinde gelinen noktayı nasıl değerlendiriyorsunuz?
FETÖ, Türk devlet tarihinin karşılaştığı ikinci Hasan Sabbah vakıasıdır. Modernize olmuş, çağın imkânları ile donatılmış küresel bir suç örgütüdür. Türkiye bu terör örgütü ile mücadelede önemli mesafeler almıştır. Elbette mücadelenin farklı ayakları vardır. Bir kere fiziki mücadele ve fikri mücadele başlıklarını ayrı ayrı değerlendirmekte fayda var. Fiziki mücadelenin en büyük desteği milletimizdir. 15 Temmuz hain kalkışmasına gelene kadarki süreçte FETÖ’nün Türk devletine, milletimize ve devletin liderine karşı açtığı ihanet bayrağının arkasındaki akıl ne istedi? Bunu sorgularsak FETÖ ile mücadelenin önemini de anlamış olacağız. Çok şükür ki milletimiz bunu sorguladı ve aidiyetine bakmaksızın devletinin, liderinin yanında yerini aldı. Bu bir kere FETÖ ile mücadele sürecindeki en kritik aydınlanmaydı. Çünkü biliyorsunuz, FETÖ “İslam” kılığına girmiş ve bu milletin merhamet, iyilik, inanç gibi değerlerini sömürmüş bir suç örgütüydü. Ancak Anadolu irfanının karşısında millet nezdinde şapkası 15 Temmuz öncesinde düşmüştür. Mücadele bu anlamda çok ciddi bir mesafe almıştır. 15 Temmuz sonrasında ise binlerce yıllık tarihimizden süzülmüş Büyük Anadolu Aklı devreye girerek bu hain örgütün devletin tüm kademelerine sızmış militanlarını temizleme süreci başlamıştır. FETÖ çok çabuk kılık değiştirip “sizden” veya “bizden” olma özelliğine sahip. Hatta “FETÖ düşmanı” görünümüne de girebilecek kadar esnek bir omurgaya sahip. Dolayısıyla bu noktalar milletimizin de nazarından kaçmıyor. Bu anlamda mücadelenin kolay olmadığını ancak devlet aklının bu konuda keskin bir duruşunun olduğunu söylemek gerekiyor. Her alanda mücadele sonuna kadar sürecektir.
Sizce FETÖ mücadelesinde eksik kalan ya da yanlış yapılan hususlar var mıdır? Sizin de zaman zaman eleştirdiğiniz konular oluyor mu?
FETÖ ucu başı belli, bir kalıba girmiş veya bir coğrafyanın örgütü değildir. Bunu anlarsak mücadelenin de ne denli zorlu olduğunu anlarız. Burada devletimizin verdiği mücadelede yanlış aramak veya eksiklikleri tespit etmek FETÖ ile verilen derin mücadeleye ne katar? Önemli olan devletimizin bu konudaki samimiyetidir ki bunda zerre kadar şüphe yoktur. Milletimizin de eleştirileri haklı olabilir. Milletimizin FETÖ ile mücadele konusunda her türlü sözü söyleme hakkı da vardır. 15 Temmuz gecesi bu ülkenin bekası için canlarını verenler, gazi olanlar ve sokakları boş bırakmayan milyonlarca insanın FETÖ ile mücadele sürecinde dikkat çektikleri hususlar önemlidir. Bunları göz ardı etmek asla mümkün değildir. Ancak örgüt dediğimiz gibi her türlü forma girme yeteneğine sahip, omurgasız bir yapı olduğu için mücadele de çok kolay olmuyor. Hala devlet kademelerinde, siyasette, kolluk güçlerinde bu omurgasız yapının izleri varsa da bunlar zaman içinde halledilecektir. Milletimizin inancı bu noktada tam olsun.
Teröristbaşı Fetullah Gülen’in geçenlerdeki bir videosunda “Külünkçüler” diye bir tabir geçti. Biz FETÖ ile Sivil Mücadele Platformu olarak bu videoda sizin ve sizinle birlikte olanların hedef gösterildiğini düşündük. Sizin düşünceniz nedir?
Biz inandığımız yolda yürürken hiçbir zaman ince hesap yapmadık. Böyle bir anlayışa sahip birisi değilim. İnandığım değerler, verdiğimiz mücadele ve karakter olarak durduğumuz yer yeni değil. FETÖ'nün okyanus ötesinden bizi hedef göstermesinin bizim mücadele dünyamızda karşılığı yoktur. Ne eksiltir, ne artırır. Ben inandığımız büyük ve güçlü Türkiye davasından bu tip üfürmelerle vazgeçecek bir anlayıştan gelmiyorum. Ne karakterim buna müsaade eder ne de durduğumuz yer. Bizim bir tane canımız var, onu da Allah’a veririz.
Teröristbaşı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilme olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
ABD bu konuda ayak sürtüyor. İade konusunda bu yapının ABD’deki kliklerinin ciddi pres yaptığını biliyoruz. FETÖ sadece Türkiye’de yok. ABD’de de ciddi bir FETÖ yapılanması var. Lobicilik ve para bağışları üzerinden oluşturdukları bir çevre var. Dolayısıyla iade konusunun salt ABD başkanının iradesine bağlı olduğunu söylemek de zor. Ancak Türkiye iade için gerekli tüm dosyaları gönderdi. Önümüzdeki süreçte bir takım dosyalar daha gidecek. Bunları ABD makamları nasıl değerlendirir? Ne kadar objektif bir bakış açısı ortaya çıkar bilinmez. Türkiye’nin bu konudaki kararlılığını karşı taraf biliyor. Dediğim gibi ABD’nin içinde bir ABD daha var. Türkiye ABD ilişkilerinin geleceğine dair kaygı taşıyan ve güçlü bir Türkiye ile ilişkileri geliştirmenin ABD’nin küresel etkinliğine büyük faydası olacağını düşünenlerle, bunun tersini düşünen akıl çarpışıyor. İkisi de ABD’li. Kimin kazanacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

FETÖ, özellikle dizi filmler gibi görsel medya araçlarını çok iyi kullanarak militanlarına mesajlar, talimatlar gönderen sofistike bir terör örgütü. Son zamanlarda FETÖ’nün yine bu yolları deneyerek militanlarına birtakım mesajlar ya da talimatlar göndermeye devam ettiğini düşünüyor musunuz? Böyle izlenim bırakan sahnelere denk geldiniz mi?
Bir propaganda aracı olarak medya kuşkusuz ki tartışılmaz bir liderliğe sahiptir. Propaganda açıktan yapılan ve hedef kitlesini önceden belirlemiş etkisini hızlı ve de sürdürülebilir şekilde göstermesi beklenen organizasyonlardır. Bir de bunların subliminal denilen gizli mesaj vermek suretiyle belirli programların içerisine yerleştirilen versiyonları vardır. Bu ikinci yolu izleyen illegal yapılar, programların, dizilerin veya reklamların içine hedefindeki kişi veya kişileri, kurum veya kurumları tehdit eden mesajlar yerleştirerek “biz buradayız”, “seni işte bu filmdeki veya dizideki gibi hallederiz”, “bizim gücümüz sana yeter” şeklinde algı oluşturma çabasındadırlar. Tabi burada FETÖ özelinden bakılacak olursa, FETÖ’nün militanlarına, içerideki ve dışarıdaki elemanlarına bu tip bilinçaltı mesajlar yoluyla moral motivasyon sağladığını söylemek yanlış olmaz. Kaldı ki FETÖ, 10 15 yıl öncesinde bu bilinçaltı propagandayı açık bir propaganda halinde kendi televizyon kanallarında bütün programlarında sürekli yapıyordu. Dolayısıyla bu konuda uzmanlaşmış bir yapının bugün belirli dizi, film veya reklamların içinde kendini hala gösterebilme kabiliyeti hiç kimseyi şaşırtmamalı. FETÖ artık açıktan yapamadığı ihanet çağrılarını, gerek televizyonda gerek sosyal medyada kripto anonim militanlarına yaptırmaktadır. Burada, şu sahne veya şu dizi diyerek doğrudan hedef almanın bir anlamı yok. Zaten medyada konuşulan ve açık bilgi haline gelen sahne ve programlara baktığınızda bunu çok net görüyorsunuz.
FETÖ’nün hakkında hukuki ve cezai işlem yapılmamış ya da yapılamamış unsurlarının boyutları konusundaki düşünceniz nedir? Bu unsurların eylem kapasitesini ve kabiliyetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yargının konusudur. Burada herhangi bir oran vermek veya FETÖ’nün şu unsurlarına dokunulmadı tarzında bir söylemde bulunmak bir kere bu yapı ile mücadele eden yargı ve kolluk güçlerimize haksızlık olur. Türkiye’de hakikaten, çok cesur bir şekilde hem yargıda, hem kolluk güçlerimizde FETÖ ile mücadele söz konusudur. Belli bir şekli ve belli bir genetiği olmayan bu elastik yapı ile yargı yoluyla mücadele etmek inanın kolay değil. Buna rağmen mücadelenin çok ciddi bir boyutta devam ettiğini biliyoruz. Elbette eksikler vardır, elbette bazı noktalarda milletimizin beklentilerine yönelik daha fazla hassasiyet gösterilmesi esastır. Yani milletimiz ne diyor; adalet herkes için hakkaniyet ölçüsünde tecelli etmelidir. Milletimiz bazı noktalarda haksızlık yapıldığını, bazı kişilerin ayan beyan FETÖ iltisakının görmezden gelindiğini, siyasetin içinde de FETÖ’cü aklın aktif varlığını sürdürme çabasının olduğunu, sosyal medyadan açıkça belirtmektedir. Artık iletişim olanakları çok güçlü, sosyal medya bunun en bariz örneği biliyorsunuz. Şimdi bakmak gerekiyor; milletin bu konu hakkındaki genel görüşü nedir? Bunları tespit etmek ve zamanı geldiğinde gereğini yapmak milletimizin devletine olan güvenini de pekiştirecektir.
Ordu içindeki FETÖ kalıntılarının yeni bir isyan girişiminde bulunup bulunmayacakları hakkındaki düşünceniz, varsa bilginiz nedir? Mahzuru yoksa hisleriniz ne yöndedir?
Hiçbir şey için “bir daha asla” sözünü söylemek doğru bir mantık tarzı değildir. Türkiye, kurulduğu günden beridir, birçok darbe ve darbe girişimlerine maruz kalmış bir ülkedir. 15 Temmuz’un diğer darbelerden bir farkı vardı. 15 Temmuz demokrasiyi askıya almasının yanında, devleti de çökertmeyi, Türkiye’yi güneyinden ve doğusundan koparmayı hedefliyordu. 15 Temmuz başarılsaydı Suriye meselesi üzerinden Türkiye’nin toprak bütünlüğü bozulacaktı. Güneyde bir terör ordusu ile, ve kendi ordusuna sızmış FETÖ’cü militanlar ile siz Türkiye’nin durumunu hayal edebiliyor musunuz? Burada vatanseverlik kavramına bu süreçte zerre kadar yer olmadığını görüyoruz. Türkiye’nin, TBMM’nin ve TSK’nın tamamen terörist bir yapının eline geçtiğini düşünebiliyor musunuz? 15 Temmuz hain işgal girişimi sonrası Türkiye’de birilerinin “asla bir araya gelmez” dedikleri yapıları bir araya geldi. Burada kutuplaşma eleştirileri yaparak bu süreci manipüle etmek isteyenlere aldırmayın. Onların kutuplaşma dedikleri şey, bu ülkenin gerçek vatanseverlerinin bir araya gelmesidir. 15 Temmuz Cumhuriyet tarihimizin en alçak ve en büyük ihaneti olarak tarihe geçmiştir. Bundan sonraki süreçte böyle büyük bir ihanete ülkemizin şahit olmamasını diliyorum. Şunu belirtmekte fayda var; Türkiye’de vatanını seven, demokrasiye inanan ve sivil iradeye sahip çıkan çok sayıda insan var. FETÖ ihanetindeki büyüklük ve de küreselcilik Türkiye’nin tarafı ve görüşü ne olursa olsun, birçok kesimini vatanseverlik bayrağı altında bir araya getirmiştir. Önemli olan bu birlikteliği muhafaza etmektir. Bu birlik duygusunu köreltecek, bölecek, yıpratacak girişimlere karşı dikkatli olmaktır. Devletimiz her şeyin farkında.
FETÖ ile aynı ya da benzer zihniyete sahip başka oluşumlar var mı? Bu oluşumlara ilişkin yakın zamanda siyaseten bir hazırlık yapılıyor mı? Tabiri caizse bir müdahale beklentisi içinde olalım mı?
Bu konu tamamen ilgili birimlerimizin üzerinde durdukları konulardır. Böyle bir şey var veya yok demek olmaz. Devletimizin böyle bir girişimi varsa veya olacaksa da bu istihbari bir süreçtir. Şunu belirtmekte fayda görüyorum; Türk Devlet Aklı; binlerce yıllık birikimi ve tarihsel tecrübeleri ile, yerine geçmek isteyen, zihniyetini dönüştürmek isteyen yapıları tarif etmede önemli sorunlar yaşamamıştır. Fatih Sultan Mehmet de bu tehlikeyi önceden görerek gerekli adımları atmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de milli mücadele yıllarında bazı provokasyonlara işaret ederek ortaya bir tarif koymuştur, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da kendi döneminin tehlikelerini görmüş, okumuş, ve tarif etmiş bir liderdir. Bu çok önemlidir. Devlet, çağının tehlikelerini, tehdit potansiyeli taşıyan yapılarının tarifini yapmalıdır. Bu tarife uyan veya bu tarife benzeyen, benzemeye başlayan, o istikamette ilerleyen her kim, hangi yapı olursa olsun devletin burada gücünü göstermesi lazım gelir. Millet de bunu bekler. Şurayı kaçırmayalım; biz bunu derken, bu millete yıllarca İslamsızlığı dayatan, özellikle 1940 sonrası “devlet eliyle” inançlı kesimin, Müslüman halkın yaşam biçimine saldıran, adeta ibadet etmeyi dahi yasaklayacak kadar ileri giden, aklını ve ruhunu Batının görüntüsüne ve de “Türkiye tarifine” teslim eden bir zihniyetten bahsetmiyorum. Devlet aklı dediğimiz olgu binlerce yıllık bir devlet olabilme ve devleti yaşatabilme yeteneğidir. İşte bu akıl, kendisine tehdit olarak gördüğü bir yapıyı, sabırla izler, takip eder, gerektiği kadar bekler. Ancak günü geldiğinde de onu nasıl yok edeceğini, nasıl temizleyeceğini de bilir. Ve devlet binlerce yıldır olduğu gibi devam eder.
Alman medyası sizi Sayın Cumhurbaşkanımızın istihbarattan sorumlu özel temsilcisi gibi lanse edip hedef tahtasına koymuştu. Terör örgütlerine verilen açık destek sebebiyle gerginleşen Türk-Alman ilişkilerinin son durumu hakkındaki düşünceniz nedir? Buradan Alman medyasına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bu konuları tekrar konuşmanın bir anlamı yok. Geçmişte kaldı. Şimdi biz, önümüze bakmalıyız. Olayları kişiler üzerinden okumanın ülkemize bir faydası yok. Dolayısıyla zamanında bizi Alman medyasının hakkımızda çıkardığı asparagas haberlerle Türkiye-Almanya ilişkisinin geleceğini konuşmak çok dar bir çerçeveden bakmak olur. Alman medyasında bir klik o dönemde sadece şahsıma değil, Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik de kara bir propagandanın aracı olmuştur. Ama bugün daha farklı bir süreçteyiz. Bundan sonra ilişkilerin küreselde yaşanan gelişmeler ışığında yeniden revize edilme gerekliliğini görüyoruz. Bununla birlikte Almanya’nın kendi iç sorunları giderek daha fazla konuşulur oldu. Ekonomik daralma, kamu borç stoğu ve yükselen ırkçılık Almanya’nın başa çıkması gereken başlıca sorunlarıdır. Elbette AB yükünü de ifade etmeliyim. Brexit sonrası oluşacak siyasi iklim Euro bölgesinde nasıl bir tablo çıkaracak? Çin ABD arasındaki ticaret savaşının soğumaya bırakılması halinde, gerginliğe göre senaryo hazırlayan Alman şirketlerinin provizyonu ne yönde ve ne kadar hızla adapte olacak. Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Almanya, AB ülkelerinde artan borç yükünün finansmanında Avrupa Merkez Bankası’nın bu riskin ne kadarını omuzlamasına müsaadece edecek? Avrupa’da başlayacak sıralı bir finansal kriz doğrudan Almanya ekonomisine de etkileyecektir. Şimdi bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Almanya Türkiye ilişkilerinde yeni oluşan şartlara bağlı bir revizyon ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu hem Almanya’nın hem Türkiye’nin yararınadır.
Sizi İstanbul’la bütünleşmiş biri olarak tanıyoruz. Ak Parti’den de üç dönem İstanbul milletvekilliği yaptınız. İstanbul’un en çok sevdiğiniz ve en az sevdiğiniz yönleri nelerdir?
Bizim İstanbul’a bakışımız, İstanbul’u özümseyişimiz bu şehre milletvekili olarak hizmet etmemin çok ötesinde, bu şehir ile bütünleşmem ile ilgilidir. İstanbul dünyanın en güzel şehridir. Medeniyet merkezidir. Her köşesinde, her sokağında, her tepesinde bir tarih yatar. Küresel bir medeniyet havuzu olarak, birçok devlete de ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. Dolayısıyla benim için her tarafı değerlidir, sevilmeye layıktır. İstanbul’un telaşesinde ve karmaşasında üretkenlik vardır. Dinamizm vardır.
■Sayın Külünk, sorularımıza verdiğiniz samimi yanıtlardan ötürü teşekkür ederiz.
FETÖ, Türk devlet tarihinin karşılaştığı ikinci Hasan Sabbah vakıasıdır. Modernize olmuş, çağın imkânları ile donatılmış küresel bir suç örgütüdür. Türkiye bu terör örgütü ile mücadelede önemli mesafeler almıştır. Elbette mücadelenin farklı ayakları vardır. Bir kere fiziki mücadele ve fikri mücadele başlıklarını ayrı ayrı değerlendirmekte fayda var. Fiziki mücadelenin en büyük desteği milletimizdir. 15 Temmuz hain kalkışmasına gelene kadarki süreçte FETÖ’nün Türk devletine, milletimize ve devletin liderine karşı açtığı ihanet bayrağının arkasındaki akıl ne istedi? Bunu sorgularsak FETÖ ile mücadelenin önemini de anlamış olacağız. Çok şükür ki milletimiz bunu sorguladı ve aidiyetine bakmaksızın devletinin, liderinin yanında yerini aldı. Bu bir kere FETÖ ile mücadele sürecindeki en kritik aydınlanmaydı. Çünkü biliyorsunuz, FETÖ “İslam” kılığına girmiş ve bu milletin merhamet, iyilik, inanç gibi değerlerini sömürmüş bir suç örgütüydü. Ancak Anadolu irfanının karşısında millet nezdinde şapkası 15 Temmuz öncesinde düşmüştür. Mücadele bu anlamda çok ciddi bir mesafe almıştır. 15 Temmuz sonrasında ise binlerce yıllık tarihimizden süzülmüş Büyük Anadolu Aklı devreye girerek bu hain örgütün devletin tüm kademelerine sızmış militanlarını temizleme süreci başlamıştır. FETÖ çok çabuk kılık değiştirip “sizden” veya “bizden” olma özelliğine sahip. Hatta “FETÖ düşmanı” görünümüne de girebilecek kadar esnek bir omurgaya sahip. Dolayısıyla bu noktalar milletimizin de nazarından kaçmıyor. Bu anlamda mücadelenin kolay olmadığını ancak devlet aklının bu konuda keskin bir duruşunun olduğunu söylemek gerekiyor. Her alanda mücadele sonuna kadar sürecektir.
Sizce FETÖ mücadelesinde eksik kalan ya da yanlış yapılan hususlar var mıdır? Sizin de zaman zaman eleştirdiğiniz konular oluyor mu?
FETÖ ucu başı belli, bir kalıba girmiş veya bir coğrafyanın örgütü değildir. Bunu anlarsak mücadelenin de ne denli zorlu olduğunu anlarız. Burada devletimizin verdiği mücadelede yanlış aramak veya eksiklikleri tespit etmek FETÖ ile verilen derin mücadeleye ne katar? Önemli olan devletimizin bu konudaki samimiyetidir ki bunda zerre kadar şüphe yoktur. Milletimizin de eleştirileri haklı olabilir. Milletimizin FETÖ ile mücadele konusunda her türlü sözü söyleme hakkı da vardır. 15 Temmuz gecesi bu ülkenin bekası için canlarını verenler, gazi olanlar ve sokakları boş bırakmayan milyonlarca insanın FETÖ ile mücadele sürecinde dikkat çektikleri hususlar önemlidir. Bunları göz ardı etmek asla mümkün değildir. Ancak örgüt dediğimiz gibi her türlü forma girme yeteneğine sahip, omurgasız bir yapı olduğu için mücadele de çok kolay olmuyor. Hala devlet kademelerinde, siyasette, kolluk güçlerinde bu omurgasız yapının izleri varsa da bunlar zaman içinde halledilecektir. Milletimizin inancı bu noktada tam olsun.
Teröristbaşı Fetullah Gülen’in geçenlerdeki bir videosunda “Külünkçüler” diye bir tabir geçti. Biz FETÖ ile Sivil Mücadele Platformu olarak bu videoda sizin ve sizinle birlikte olanların hedef gösterildiğini düşündük. Sizin düşünceniz nedir?
Biz inandığımız yolda yürürken hiçbir zaman ince hesap yapmadık. Böyle bir anlayışa sahip birisi değilim. İnandığım değerler, verdiğimiz mücadele ve karakter olarak durduğumuz yer yeni değil. FETÖ'nün okyanus ötesinden bizi hedef göstermesinin bizim mücadele dünyamızda karşılığı yoktur. Ne eksiltir, ne artırır. Ben inandığımız büyük ve güçlü Türkiye davasından bu tip üfürmelerle vazgeçecek bir anlayıştan gelmiyorum. Ne karakterim buna müsaade eder ne de durduğumuz yer. Bizim bir tane canımız var, onu da Allah’a veririz.
Teröristbaşı Fetullah Gülen’in Türkiye’ye iade edilme olasılığını nasıl değerlendiriyorsunuz?
ABD bu konuda ayak sürtüyor. İade konusunda bu yapının ABD’deki kliklerinin ciddi pres yaptığını biliyoruz. FETÖ sadece Türkiye’de yok. ABD’de de ciddi bir FETÖ yapılanması var. Lobicilik ve para bağışları üzerinden oluşturdukları bir çevre var. Dolayısıyla iade konusunun salt ABD başkanının iradesine bağlı olduğunu söylemek de zor. Ancak Türkiye iade için gerekli tüm dosyaları gönderdi. Önümüzdeki süreçte bir takım dosyalar daha gidecek. Bunları ABD makamları nasıl değerlendirir? Ne kadar objektif bir bakış açısı ortaya çıkar bilinmez. Türkiye’nin bu konudaki kararlılığını karşı taraf biliyor. Dediğim gibi ABD’nin içinde bir ABD daha var. Türkiye ABD ilişkilerinin geleceğine dair kaygı taşıyan ve güçlü bir Türkiye ile ilişkileri geliştirmenin ABD’nin küresel etkinliğine büyük faydası olacağını düşünenlerle, bunun tersini düşünen akıl çarpışıyor. İkisi de ABD’li. Kimin kazanacağını önümüzdeki süreçte göreceğiz.

FETÖ, özellikle dizi filmler gibi görsel medya araçlarını çok iyi kullanarak militanlarına mesajlar, talimatlar gönderen sofistike bir terör örgütü. Son zamanlarda FETÖ’nün yine bu yolları deneyerek militanlarına birtakım mesajlar ya da talimatlar göndermeye devam ettiğini düşünüyor musunuz? Böyle izlenim bırakan sahnelere denk geldiniz mi?
Bir propaganda aracı olarak medya kuşkusuz ki tartışılmaz bir liderliğe sahiptir. Propaganda açıktan yapılan ve hedef kitlesini önceden belirlemiş etkisini hızlı ve de sürdürülebilir şekilde göstermesi beklenen organizasyonlardır. Bir de bunların subliminal denilen gizli mesaj vermek suretiyle belirli programların içerisine yerleştirilen versiyonları vardır. Bu ikinci yolu izleyen illegal yapılar, programların, dizilerin veya reklamların içine hedefindeki kişi veya kişileri, kurum veya kurumları tehdit eden mesajlar yerleştirerek “biz buradayız”, “seni işte bu filmdeki veya dizideki gibi hallederiz”, “bizim gücümüz sana yeter” şeklinde algı oluşturma çabasındadırlar. Tabi burada FETÖ özelinden bakılacak olursa, FETÖ’nün militanlarına, içerideki ve dışarıdaki elemanlarına bu tip bilinçaltı mesajlar yoluyla moral motivasyon sağladığını söylemek yanlış olmaz. Kaldı ki FETÖ, 10 15 yıl öncesinde bu bilinçaltı propagandayı açık bir propaganda halinde kendi televizyon kanallarında bütün programlarında sürekli yapıyordu. Dolayısıyla bu konuda uzmanlaşmış bir yapının bugün belirli dizi, film veya reklamların içinde kendini hala gösterebilme kabiliyeti hiç kimseyi şaşırtmamalı. FETÖ artık açıktan yapamadığı ihanet çağrılarını, gerek televizyonda gerek sosyal medyada kripto anonim militanlarına yaptırmaktadır. Burada, şu sahne veya şu dizi diyerek doğrudan hedef almanın bir anlamı yok. Zaten medyada konuşulan ve açık bilgi haline gelen sahne ve programlara baktığınızda bunu çok net görüyorsunuz.
FETÖ’nün hakkında hukuki ve cezai işlem yapılmamış ya da yapılamamış unsurlarının boyutları konusundaki düşünceniz nedir? Bu unsurların eylem kapasitesini ve kabiliyetini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu yargının konusudur. Burada herhangi bir oran vermek veya FETÖ’nün şu unsurlarına dokunulmadı tarzında bir söylemde bulunmak bir kere bu yapı ile mücadele eden yargı ve kolluk güçlerimize haksızlık olur. Türkiye’de hakikaten, çok cesur bir şekilde hem yargıda, hem kolluk güçlerimizde FETÖ ile mücadele söz konusudur. Belli bir şekli ve belli bir genetiği olmayan bu elastik yapı ile yargı yoluyla mücadele etmek inanın kolay değil. Buna rağmen mücadelenin çok ciddi bir boyutta devam ettiğini biliyoruz. Elbette eksikler vardır, elbette bazı noktalarda milletimizin beklentilerine yönelik daha fazla hassasiyet gösterilmesi esastır. Yani milletimiz ne diyor; adalet herkes için hakkaniyet ölçüsünde tecelli etmelidir. Milletimiz bazı noktalarda haksızlık yapıldığını, bazı kişilerin ayan beyan FETÖ iltisakının görmezden gelindiğini, siyasetin içinde de FETÖ’cü aklın aktif varlığını sürdürme çabasının olduğunu, sosyal medyadan açıkça belirtmektedir. Artık iletişim olanakları çok güçlü, sosyal medya bunun en bariz örneği biliyorsunuz. Şimdi bakmak gerekiyor; milletin bu konu hakkındaki genel görüşü nedir? Bunları tespit etmek ve zamanı geldiğinde gereğini yapmak milletimizin devletine olan güvenini de pekiştirecektir.
Ordu içindeki FETÖ kalıntılarının yeni bir isyan girişiminde bulunup bulunmayacakları hakkındaki düşünceniz, varsa bilginiz nedir? Mahzuru yoksa hisleriniz ne yöndedir?
Hiçbir şey için “bir daha asla” sözünü söylemek doğru bir mantık tarzı değildir. Türkiye, kurulduğu günden beridir, birçok darbe ve darbe girişimlerine maruz kalmış bir ülkedir. 15 Temmuz’un diğer darbelerden bir farkı vardı. 15 Temmuz demokrasiyi askıya almasının yanında, devleti de çökertmeyi, Türkiye’yi güneyinden ve doğusundan koparmayı hedefliyordu. 15 Temmuz başarılsaydı Suriye meselesi üzerinden Türkiye’nin toprak bütünlüğü bozulacaktı. Güneyde bir terör ordusu ile, ve kendi ordusuna sızmış FETÖ’cü militanlar ile siz Türkiye’nin durumunu hayal edebiliyor musunuz? Burada vatanseverlik kavramına bu süreçte zerre kadar yer olmadığını görüyoruz. Türkiye’nin, TBMM’nin ve TSK’nın tamamen terörist bir yapının eline geçtiğini düşünebiliyor musunuz? 15 Temmuz hain işgal girişimi sonrası Türkiye’de birilerinin “asla bir araya gelmez” dedikleri yapıları bir araya geldi. Burada kutuplaşma eleştirileri yaparak bu süreci manipüle etmek isteyenlere aldırmayın. Onların kutuplaşma dedikleri şey, bu ülkenin gerçek vatanseverlerinin bir araya gelmesidir. 15 Temmuz Cumhuriyet tarihimizin en alçak ve en büyük ihaneti olarak tarihe geçmiştir. Bundan sonraki süreçte böyle büyük bir ihanete ülkemizin şahit olmamasını diliyorum. Şunu belirtmekte fayda var; Türkiye’de vatanını seven, demokrasiye inanan ve sivil iradeye sahip çıkan çok sayıda insan var. FETÖ ihanetindeki büyüklük ve de küreselcilik Türkiye’nin tarafı ve görüşü ne olursa olsun, birçok kesimini vatanseverlik bayrağı altında bir araya getirmiştir. Önemli olan bu birlikteliği muhafaza etmektir. Bu birlik duygusunu köreltecek, bölecek, yıpratacak girişimlere karşı dikkatli olmaktır. Devletimiz her şeyin farkında.
FETÖ ile aynı ya da benzer zihniyete sahip başka oluşumlar var mı? Bu oluşumlara ilişkin yakın zamanda siyaseten bir hazırlık yapılıyor mı? Tabiri caizse bir müdahale beklentisi içinde olalım mı?
Bu konu tamamen ilgili birimlerimizin üzerinde durdukları konulardır. Böyle bir şey var veya yok demek olmaz. Devletimizin böyle bir girişimi varsa veya olacaksa da bu istihbari bir süreçtir. Şunu belirtmekte fayda görüyorum; Türk Devlet Aklı; binlerce yıllık birikimi ve tarihsel tecrübeleri ile, yerine geçmek isteyen, zihniyetini dönüştürmek isteyen yapıları tarif etmede önemli sorunlar yaşamamıştır. Fatih Sultan Mehmet de bu tehlikeyi önceden görerek gerekli adımları atmıştır. Mustafa Kemal Atatürk de milli mücadele yıllarında bazı provokasyonlara işaret ederek ortaya bir tarif koymuştur, Sayın Recep Tayyip Erdoğan da kendi döneminin tehlikelerini görmüş, okumuş, ve tarif etmiş bir liderdir. Bu çok önemlidir. Devlet, çağının tehlikelerini, tehdit potansiyeli taşıyan yapılarının tarifini yapmalıdır. Bu tarife uyan veya bu tarife benzeyen, benzemeye başlayan, o istikamette ilerleyen her kim, hangi yapı olursa olsun devletin burada gücünü göstermesi lazım gelir. Millet de bunu bekler. Şurayı kaçırmayalım; biz bunu derken, bu millete yıllarca İslamsızlığı dayatan, özellikle 1940 sonrası “devlet eliyle” inançlı kesimin, Müslüman halkın yaşam biçimine saldıran, adeta ibadet etmeyi dahi yasaklayacak kadar ileri giden, aklını ve ruhunu Batının görüntüsüne ve de “Türkiye tarifine” teslim eden bir zihniyetten bahsetmiyorum. Devlet aklı dediğimiz olgu binlerce yıllık bir devlet olabilme ve devleti yaşatabilme yeteneğidir. İşte bu akıl, kendisine tehdit olarak gördüğü bir yapıyı, sabırla izler, takip eder, gerektiği kadar bekler. Ancak günü geldiğinde de onu nasıl yok edeceğini, nasıl temizleyeceğini de bilir. Ve devlet binlerce yıldır olduğu gibi devam eder.
Alman medyası sizi Sayın Cumhurbaşkanımızın istihbarattan sorumlu özel temsilcisi gibi lanse edip hedef tahtasına koymuştu. Terör örgütlerine verilen açık destek sebebiyle gerginleşen Türk-Alman ilişkilerinin son durumu hakkındaki düşünceniz nedir? Buradan Alman medyasına vermek istediğiniz bir mesaj var mı?
Bu konuları tekrar konuşmanın bir anlamı yok. Geçmişte kaldı. Şimdi biz, önümüze bakmalıyız. Olayları kişiler üzerinden okumanın ülkemize bir faydası yok. Dolayısıyla zamanında bizi Alman medyasının hakkımızda çıkardığı asparagas haberlerle Türkiye-Almanya ilişkisinin geleceğini konuşmak çok dar bir çerçeveden bakmak olur. Alman medyasında bir klik o dönemde sadece şahsıma değil, Sayın Cumhurbaşkanımıza yönelik de kara bir propagandanın aracı olmuştur. Ama bugün daha farklı bir süreçteyiz. Bundan sonra ilişkilerin küreselde yaşanan gelişmeler ışığında yeniden revize edilme gerekliliğini görüyoruz. Bununla birlikte Almanya’nın kendi iç sorunları giderek daha fazla konuşulur oldu. Ekonomik daralma, kamu borç stoğu ve yükselen ırkçılık Almanya’nın başa çıkması gereken başlıca sorunlarıdır. Elbette AB yükünü de ifade etmeliyim. Brexit sonrası oluşacak siyasi iklim Euro bölgesinde nasıl bir tablo çıkaracak? Çin ABD arasındaki ticaret savaşının soğumaya bırakılması halinde, gerginliğe göre senaryo hazırlayan Alman şirketlerinin provizyonu ne yönde ve ne kadar hızla adapte olacak. Dünyanın dördüncü büyük ekonomisi olan Almanya, AB ülkelerinde artan borç yükünün finansmanında Avrupa Merkez Bankası’nın bu riskin ne kadarını omuzlamasına müsaadece edecek? Avrupa’da başlayacak sıralı bir finansal kriz doğrudan Almanya ekonomisine de etkileyecektir. Şimdi bütün bunlar göz önünde bulundurulduğunda Almanya Türkiye ilişkilerinde yeni oluşan şartlara bağlı bir revizyon ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Bu hem Almanya’nın hem Türkiye’nin yararınadır.
Sizi İstanbul’la bütünleşmiş biri olarak tanıyoruz. Ak Parti’den de üç dönem İstanbul milletvekilliği yaptınız. İstanbul’un en çok sevdiğiniz ve en az sevdiğiniz yönleri nelerdir?
Bizim İstanbul’a bakışımız, İstanbul’u özümseyişimiz bu şehre milletvekili olarak hizmet etmemin çok ötesinde, bu şehir ile bütünleşmem ile ilgilidir. İstanbul dünyanın en güzel şehridir. Medeniyet merkezidir. Her köşesinde, her sokağında, her tepesinde bir tarih yatar. Küresel bir medeniyet havuzu olarak, birçok devlete de ev sahipliği yapmış kadim bir şehirdir. Dolayısıyla benim için her tarafı değerlidir, sevilmeye layıktır. İstanbul’un telaşesinde ve karmaşasında üretkenlik vardır. Dinamizm vardır.
■Sayın Külünk, sorularımıza verdiğiniz samimi yanıtlardan ötürü teşekkür ederiz.
Tahmini okuma suresi: 11 dakika.





