AÇILIŞINI İnönü Vakfı Başkanı Özden Toker, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) Başkanı Ayşe Yüksel ve Adalar Belediye Başkanı Erdem Gül’ün yaptığı etkinliğin ana konuşmacısı emekli büyükelçi ve siyasetçi Onur Öymen’di. Öymen, şunları söyledi:
“Lozan’ı sadece başından sonuna okumak yetmez. Lozan’a nereden geldik, Lozan’dan sonra ne oldu bunları da araştırmak lazım. Osmanlı İmparatorluğu şanlı, köklü bir imparatorluktu. Düşünün ki İstanbul fethedildiğinde Osmanlı Devleti 154 yıllık bir devletti. Amerika kıtası keşfedildiğinde 192 yaşındaydı ama bir nokta geldi ki Osmanlı İmparatorluğu gerilemeye başladı. Tarihçiler bu gerileme döneminin başlangıcını Karlofça Antlaşması olarak nitelendiriyor. 1699... O tarihte Osmanlı İmparatorluğu pek çok alanda geriye gitti, ıstırap çektik, şehit verdik. Yeniden yükselmeyi başlatan Lozan’a ulaşmak için Türkler tam 224 yıl beklemek zorunda kaldılar. Lozan’ın başka özelliklerini hatırlamak istemeyenlere şunu hatırlatmak lazım; karanlık bir dönemden Türkiye’yi kurtaran bir zaferdir Lozan. Atatürk diyor ki; Lozan Antlaşması, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildiren bir belgedir.” İNÖNÜ VAKFI BAŞKANI ÖZDEN TOKER:“Lozan, bizim Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kazandığımız zaferi, bir masada, karşımızdaki emperyalist devletlere karşı tek başımıza, onlara bu barışı imza ettirme ve bugünkü sınırlarımız içinde bağımsız çağdaş ve özgür laik bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıdır. İçinde bizler, Türkiye Cumhuriyeti ailesi olarak kendimize güvenerek, çağdaş bir Cumhuriyet olarak yaşamaya devam edersek Lozan’a kimse dokunamaz.” Ayşe Yüksel: “Kurtuluş Savaşı’nın ardından tam bağımsız Türkiye’yi dünyaya ilan eden Lozan Barış Antlaşması, son nefesine kadar vatanı için direnen Türk ulusunun kırılamaz mücadelesinin ve onurlu duruşunun mükâfatıdır. Lozan Barış Antlaşması’nın ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kazanımlarına her zamankinden daha çok sahip çıkmamız gerekiyor.”Erdem Gül: “Türkiye’de ‘tarih yazıcılığı’ meselesi var. Bu tarih yazıcılığı belki güçlü kurumlar eliyle köpürtülüyor. Entelektüel bilgiyi küçümseyen popülist bir bakış açısı da etkili ama Lozan’a sahip çıkmak aynı zamanda yeni tarih yazımına karşı çıkmaktır. Tarih yeniden yazılamaz.”
“Lozan’ı sadece başından sonuna okumak yetmez. Lozan’a nereden geldik, Lozan’dan sonra ne oldu bunları da araştırmak lazım. Osmanlı İmparatorluğu şanlı, köklü bir imparatorluktu. Düşünün ki İstanbul fethedildiğinde Osmanlı Devleti 154 yıllık bir devletti. Amerika kıtası keşfedildiğinde 192 yaşındaydı ama bir nokta geldi ki Osmanlı İmparatorluğu gerilemeye başladı. Tarihçiler bu gerileme döneminin başlangıcını Karlofça Antlaşması olarak nitelendiriyor. 1699... O tarihte Osmanlı İmparatorluğu pek çok alanda geriye gitti, ıstırap çektik, şehit verdik. Yeniden yükselmeyi başlatan Lozan’a ulaşmak için Türkler tam 224 yıl beklemek zorunda kaldılar. Lozan’ın başka özelliklerini hatırlamak istemeyenlere şunu hatırlatmak lazım; karanlık bir dönemden Türkiye’yi kurtaran bir zaferdir Lozan. Atatürk diyor ki; Lozan Antlaşması, Türk milletine karşı yüzyıllardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşması’yla tamamlandı sanılmış büyük bir suikastın sonuçsuz kaldığını bildiren bir belgedir.” İNÖNÜ VAKFI BAŞKANI ÖZDEN TOKER:“Lozan, bizim Kurtuluş Savaşı’ndan sonra kazandığımız zaferi, bir masada, karşımızdaki emperyalist devletlere karşı tek başımıza, onlara bu barışı imza ettirme ve bugünkü sınırlarımız içinde bağımsız çağdaş ve özgür laik bir Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasıdır. İçinde bizler, Türkiye Cumhuriyeti ailesi olarak kendimize güvenerek, çağdaş bir Cumhuriyet olarak yaşamaya devam edersek Lozan’a kimse dokunamaz.” Ayşe Yüksel: “Kurtuluş Savaşı’nın ardından tam bağımsız Türkiye’yi dünyaya ilan eden Lozan Barış Antlaşması, son nefesine kadar vatanı için direnen Türk ulusunun kırılamaz mücadelesinin ve onurlu duruşunun mükâfatıdır. Lozan Barış Antlaşması’nın ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin kazanımlarına her zamankinden daha çok sahip çıkmamız gerekiyor.”Erdem Gül: “Türkiye’de ‘tarih yazıcılığı’ meselesi var. Bu tarih yazıcılığı belki güçlü kurumlar eliyle köpürtülüyor. Entelektüel bilgiyi küçümseyen popülist bir bakış açısı da etkili ama Lozan’a sahip çıkmak aynı zamanda yeni tarih yazımına karşı çıkmaktır. Tarih yeniden yazılamaz.”





